Genel Bilgiler

ÖZEL MAVİ TEBEŞİR OKULLARI'de "Lisân (Dil) Eğitimi", 3 ana başlık altında toplanır. 

1) Anadil Eğitimi (Türkiye Türkçesi)

2) Tarihî Türkçe Öğretimi (Osmanlı Türkçesi)

3) Yabancı Dil Öğretimi (İngilizce ve Arapça)

ÖZEL MAVİ TEBEŞİR OKULLARI'nda eğitim dili Türkçe'dir ve tabiî ki lisân eğitimimizin en önemlisi ve ağırlıklı kısmını, "anadil eğitimi" oluşturur. 

Anadil Eğitimi kapsamında, Türkiye Türkçe'sinin en nitelikli ve kaliteli bir şekilde, Yahya Kemâl Beyatlı'nın ifadesiyle, "Türkçe, bir Türk çocuğunun ağzında, anasının ak sütü gibi berrak, pırıl pırıl, tertemiz" olarak kazandırılması, öğretilmesi lisan eğitiminde ana gaye ve temel hedefimizdir. 

Yine Lisân Eğitimi kapsamında, anadil eğitiminin bir parçası olarak, ülkemizde ilk defa, sistemli ve progamlı bir şekilde, tarihimizde, mâzimizde, bize bugünleri miras bırakan ecdadımızla irtibatımızı sağlayacak en önemli unsur olan, Tarihî Türkçe adını verdiğimiz, Osmanlı Türkçesi öğretimine de başlanmıştır. 

2012-2013 eğitim-öğretim döneminden itibaren, ÖZEL MAVİ TEBEŞİR OKULLARI'nda 5. sınıflarda Lisân Sınıfı uygulamasına geçilmesiyle birlikte öğrencilerimize, 6-7 ve 8. sınıflar da dahil olmak üzere, Türkiye Türkçesi'nin yanısıra Osmanlı Türkçesi de öğretilmektedir. Tarihî Türkçe öğretimi, Anadolu Lisesi Hazırlık Sınıfı'nda da Lisân Sınıfı Müfredatı kapsamında ve 9-10 ve 11. sınıflarda da sürdürülmektedir. 

Kurumlarımızda, eğitim dilinin Türkçe olması sebebiyle, bütün dersler anadilde işlenirken, Yabancı Lisân Eğitimimiz kapsamında, evrensel kültürün en yaygın, en çok konuşulan lisânlarından ikisi; İngilizce ve Arapça da, bir iletişim ve kültür dili olarak, nitelikli bir şekilde öğretilmektedir. 

Genelde,ÖZEL MAVİ TEBEŞİR OKULLARI'nda lisân eğitimimiz, özelde de "Yabancı Lisâ Eğitimimiz"ile ilgili, özellikle de lisân konusundaki yaklaşım ve uygulamalarımızın neden ve niçinleri ile ilgili görüş ve düşüncelerimizi aşağıda bulacaksınız.

Günümüzde yaşadığımız şehir hayatı, çocuklarımızı hareket etmekten, araştırmaktan ve keşfetmekten uzaklaştırıyor. Sabah evden çıkan çocuklar, servisle okula geliyor. Akşam okuldan çıkınca servisle eve gidiyor. Hazır yemek yiyor, hazır oyuncaklarla oynuyor. Monoton bir hayat süren çocuklarımız, üretken olamıyor. Üretmeyen beden de tembelleşiyor. 

Peki, tembelleşen sadece beden mi? Hayır. Popüler kültürün getirdiği internet, tablet, bilgisayar oyunları, televizyon dizileri, programlı telefonlar, sosyal medya derken zihinleri de düşünmeye vakit bulamıyor. Düşünmeye vakit bulamayan çocuklar konuşmayı da unutuyor.

Hareket etmeyen çocuk; tembel, konuşmayan çocuk; anti sosyal, düşünmeyen çocuk da yaratıcılıktan uzak oluyor.
Yaratıcılık, olaylara farklı açılardan bakabilmeyi, doğru analiz ve sentez yapabilmeyi, akıllıca tercihlerle isabetli kararlar alabilmeyi gerektiren soyut bir kavramdır. Yaratıcı insan, hayal gücü gelişmiş, sezgileri kuvvetli, nesneleri farklı amaçlar için kullanabilecek esneklikte, meraklı, bağısız, kendine güvenen, durumlara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşabilen, yerinde ve zamanında risk alabilen, dikkatli, motivasyonu yüksek, ısrarcı fakat inatçı olmayan, iradeli insandır.

Yaratıcı insanların somut âlemde başarılı olmalarında gelişmiş zihin yapılarının payı çok büyüktür. Zihni geliştiren en büyük etken okumak ve düşünmektir. Peki, okumak ve düşünmek neyle olur? Tabiki, kelimelerle. Kelimeler de lisânın bir parçasıdır. Peki, bir insan üç farklı lisân bilir ve aynı anda üç lisân ile düşünürse zihni daha fazla gelişmez mi? Tarihten birkaç not düşerek konuyu biraz açalım.

Fatih Sultan Mehmed Han. Onun ne kadar yaratıcı bir zihin yapısına sahip olduğunu anlatmak bizim harcımız değil fakat ondan birkaç misâl vermek gerekirse şunları söyleyebiliriz. 
Fatih Sultan Mehmed Han tarihte birçok komutanın fethetmeyi denediği fakat muvaffak olamadığı İstanbul’un fethini gerçekleştirirken diğer komutanlardan çok farklı şartlara sahip değildi. Fakat o içinde bulunduğu şartların zorluğuna boyun eğmedi. İstanbul’a Karadeniz’den gelecek yardımları engellemek için kos koca Boğazkesen Hisarı’nı üç ay gibi kısa bir sürede yaptırmak, Bizans’ın yıkılmaz denen surlarına karşı Şahi toplarını döktürmek, denizden girilemeyen Haliç’e, Kadırgaları karadan yürüterek indirmek gibi ve daha nice yaratıcı çözümlerle bu ulu rüyayı gerçekleştirdi. Peki, 21 yaş gibi nerdeyse çocuk denecek yaşta onun böyle başarılı olabilmesini sağlayan onun kelimeler üzerindeki hâkimiyeti olabilir mi? Çünkü o aynı zamanda bir edebiyatçı bir şairdi ve bir lengüistikti. Çünkü bir dîvan sahibi olacak kadar şiiri olan ve daha 12 yaşındayken 8 farklı dili, ana dili gibi konuşabilen bir gençti.

Kendisinden misâl vereceğimiz isimlerden ikincisi Yuvuz Sultan Selim Han. Önüne dünya haritasını seren hocası Hasan Can’a “ Lala cihânın hepsi bu mu?” diye sorduğunda “Belû (Evet), devletlûm” cevabını alınca “Bu cihân, bir padişah için büyük olsa da iki padişaha dardır.” diyebilecek kudreti kendinde bulan Yavuz Sultan Selim Hanın bir beyitini açıklamak için şu menkıbeyi hatırlayalım:

Rivayet edilir ki Yavuz Sultan Selim Han şiir ve edebiyatla uğraşmayı çok sevdiği gibi usta bir satranç oyuncusudur. Henüz Trabzon’da şehzâdeyken Osmanlı Devleti için tehlikeli olduğunu düşündüğü Safevî Devleti’ni yerinde incelemek için tebdil-i kıyafet edip bir derviş kılığında bu devletin başkenti Tebriz’e gider. Safevî hükümdarı, kendisi gibi şiir ve edebiyattan anlayan ve bir satranç ustası olan Şah İsmail’dir. Yavuz, Şahın o güne kadar hiç mat olmadığını ve kendine güvenip onunla maç yapmak isteyen olursa talep edenin kim olduğuna bakmaksızın onunla satranç oynadığını duyar. Yavuz Tebriz sarayına gider ve Şah ile satranç oynamak istediğini söyler. Bir dervişin gelip kendisiyle satranç oynamak istediğini Şaha haber verirler. Şah: “Çağırın gelsin.” der. Yavuz huzura varınca Şah “Hayırdır Derviş, ne için geldin?” diye sorar. Yavuz “Şahımın mübarek yüzünü görmeye gelmişim.” der. Bu cevap Şah’ın hoşuna gider. Bu defa “Yolda izde ne gördün hele onu anlat.” der. Yavuz “Şahımın ulu himmeti sayesinde her tarafta huzur ve güven var sayenizde bütün halk mutlu mesut yaşamaktadır.” diye cevap verir. Cevaplardan hoşnut olan Şah “Benimle oyun oynamak mı istermişsin gel otur karşıma.” der ve başlarlar maça. Yavuz, Şahı çok kızdırmamak için birinci turda bilerek yenilir. Kıran kırana süren ikinci turda ise Şahı yener. Ömründe hiç yenilmemiş olan Şah İsmail vezirlerinin, komutanlarının önünde aldığı bu yenilgiyi hiç hazmedemez ve Yavuz’a bir tokat sallayarak şöyle der: “ Bire densiz derviş! Sen edep erkân bilmez misin? Hiç Şahlar mat edilir mi?” Yavuz, kıvrak zekâsını kullanarak öyle bir cümle kurar ki bu zor durumdan kelleyi kurtarır: “Şahım danışıklı oyundan evvel haberim olsaydı böyle etmezdim.” bunu duyan Şah herkesin önünde ikinci bir yenilgi almıştır. Ancak bu sözün üzerine Yavuz’un kellesini alsa daha da ezileceğini bildiği için: ”Şahlar danışıklı oynamaz.” deyip onu affettiğini söylemiştir. Şah İsmail ne demek istediğini anlamasa da Yavuz huzurdan ayrılırken Şaha şu beyitleri söyler:

SANMA ŞÂHIM HERKESİ SEN SÂDIKÂNE YÂR OLUR 
HERKESİ SEN DOST MU SANDIN BELKİ OL AĞYÂR OLUR 
SÂDIKÂNE BELKİ OL ÂLEMDE BİR DİLDÂR OLUR 
YÂR OLUR AĞYÂR OLUR DİLDÂR OLUR SERDAR OLUR 

Yıllar geçer ve Yavuz, Osmanlı Devleti’nin padişahı, Osmanlı ordusunun Serdarı yani komutanı olur. Satranç masasında yenilgiye uğrattığı Şah İsmail’i savaş meydanında da ağır bir hezimete uğratır ve Çaldıran Savaşı’nda Şaha karşı büyük bir zafer kazanır. Tebriz’de saraydan ayrılırken söylediği mısralarda ise aslında şöyle demektedir: 
“ Şahım, sen huzuruna varıp sana iki çift övücü söz söyleyen herkesi dost mu zannediyorsun? Belki o senin düşmanındır, dost olduğunu nereden biliyorsun? Belki de bu âlemde tek dost sevgilidir. Unutma senin o dost zannettiğin, dost da olur, düşman da olur, sevgili de olur SERDAR da.” Yani burada Yavuz, “Ben senin en büyük düşmanın olduğum hâlde sen sana karşı söylediğim methedici sözlerin etkisiyle benim kim olduğumu araştırmadın ama ben asıl sözümü savaş meydanında Serdar (Komutan) olunca söyleyeceğim.” demektedir.

Gördüğümüz üzere Yavuz Sultan Selim Han söylediği kısacık bir şiir ile bizim bildiğimiz bilmediğimiz neler neler anlatmakta. Fakat bizim buradaki derin manaların yanında dikkatlerinizi çekmek istediğimiz bir başka nokta daha var. O da şiirin mısralarının yan yana okunduğunda da aynı renkteki kısımların yukarıdan aşağıya okunduğunda da aynı şiirin çıkıyor olmasıdır. Peki, Yavuz Sultan Selim Han’ın Şah İsmail ile masada olduğu gibi kelimelerle de satranç oynayabilmesinin sırrı nedir? Tabiki, kelimeler üstündeki olan hâkimiyetiyle gelişmiş zihin yapısıdır. Kelimeler üzerinde böyle hâkimiyet kuranların da topraklar üzerinde hâkimiyet kurması işten bile değildir.

Tarihten verebileceğimiz daha nice misâller var. Kanûnîler, Selimler, Süleymanlar, Mehmed Âkifler, Yahya Kemâller, Ömer Seyfettinler… tarihe isimlerini altın harflerle yazdıran bu isimlerin hepsi birer kalem erbabı, söz ustası ve lengüistiktir. Eserlerinin henüz aşılamamış olmasının sebebi de onların yaratıcılıklarına henüz ulaşılamamış olmasıdır.

Yaratıcılığı geliştirmek yukarıda dediğimiz gibi okumak ve düşünmekle olur. Okumak ve düşünmek ise kelimelerle. Kelimeler ise lisânın bir parçasıdır. İşte bizler, Özel Mavi Özel Mavi Tebeşir Okulları olarak, eğitim-öğretimde 4+4+4 uygulamasının yürürlüğe girdiği 2012-2013 Eğitim-Öğretim yılından bu yana yavrularımızın zihin yapılarını ve yaratıcılıklarını geliştirmek için ortaokul ve lise öncesinde, Lisân Sınıfı uygulamasını başlattık.

Bizi, Lisân Sınıfı uygulamasını başlatmaya iten sebeplerden bir diğeri de sözel ve sayısal branşlarda, 4-5-6-7 ve 8. sınıflarda yapılan konu tekrarları oldu. Çocuklarımızın değerli vakitlerini israf etmektense bu bir yılı, onların zihinî yapılarını geliştirecek, tarihî ve kültürel bilgi seviyelerini arttıracak bir program uygulamanın yerinde olacağını düşündük. Yavrularımızı geleceğin aydınları olmaya aday birer genç entelektüel yapmak için bilimsel bilgiler ışığında çocukların lisân öğretimine en yatkın olduğu yaşlara tekabül eden sınıfları tercih ettik.

Lisân Sınıflarımızda: İngilizce, Arapça, Tarihi Türkçe (Osmanlı, Selçuklu, Karahanlı, Uygur, Göktürk Türkçeleri…) ve Türkiye Türkçesinin ağırlıkta olduğu derslerin yanında Satranç, Zekâ Eğitimi, İnsanî Erdemler, İdeal Öğrenci, Dolma Kalem Eğitimi, Beden Eğitimi gibi tarihî-kültürel ve sportif derslerle beraber Kardeş Aile gibi sosyal sorumluluk projelerimiz mevcut.
Ağaç dal ve yapraklardan ibaret değildir. Onu ayakta tutan kökleri vardır. Ağacı köklerinden ayırırsanız bir süre sonra kurur ve ilk rüzgârda yıkılır. Tarihi Türkçe de bizi köklerimize bağlayan bir köprüdür. Biz bu dilleri bilmeden bugünü anlayamayız. Tarihimizi de başka milletlerin lisânından okuyarak doğru bilgiye her zaman ulaşamayız. İşte kendi kaynaklarımızı kendi dilimizle başka hiçbir aracıya gerek duymadan okuyup anlayabilmek için Tarihi Türkçe dersi veriyoruz. 
İngilizce, bugün dünyada bilim dilidir. Uluslararası ilişkiler açısından dünyanın kullandığı ortak dil olduğu için öğrenilmesi gereken dillerin başında gelmektedir. Bu yüzden kurumumuz Lisân Sınıflarında haftada 13 saat İngilizce verilmektedir.

Arapça, yaşadığımız coğrafî konum gereği çevremizdeki insanlarla iletişim kurmamızı kolaylaştıracak, konjonktürel manada son yıllarda gelişen olayların da öğrenmemizi mecbur kıldığı bir dil olmakla beraber dinimiz İslâmın kitabı, Kur’ân-ı Kerîm’in dilidir. Tarihimizi, kültürümüzü, dinimizi, çevremizi anlayabilmemiz için bilmemiz gereken bir dildir.

Türkiye Türkçesi dersini ise Türk ve Dünya Klasikleri üzerinden daha çok okuma, yorumlama ve yazma ağırlıklı olarak yavrularımızın şiir ve edebiyat zevkini geliştirecek onlara sanat ve estetik anlayışı kazandıracak, kelime hazinelerini zenginleştirecek özel bir müfredat üzerinden gerçekleştiriyoruz.

Bütün bu verdiğimiz derslerin sonuçlarını, objektif bir şekilde gözlemlemek için yıl sonunda Lisân Değerlendirme Sınavları (LDS) adını verdiğimiz sınavlarla test ediyoruz. Bu sınavlarda İngilizcemizi, Cambridge Üniversitesinin yapmış olduğu sınavlarla, Arapçamızı, Marmara Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı hocalarının yaptığı sınavlarla, Osmanlı Türkçemizi (Tarihî Türkçemizi) Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Hocalarının yaptığı sınavlarla ölçüyor ve belgelendiriyoruz.

Yavrularımızı; kendini ve çevresini bilen, yaratıcı, iradeli, geçmişinden haberdar, şahsiyetli, insan ve kainât dengesini koruyan, entelektüel birer fert olarak yetiştirmek için geliştirdiğimiz bu uygulama ile Türk Milli Eğitim sisteminde yeni yeni gündeme getirilen Lisân Sınıfı uygulamasını üç yıl önce uygulamaya başlayarak Türk ve Dünya eğitim sistemlerine öncülük etmenin mutluluğu içerisindeyiz.